3 Ağustos 2016 Çarşamba

İskandinav Mitleri #9: Altın Saçlı Tanrıça Sif

Uzun altın saçları ile tasvir edilen Sif tahıl, tarım ve bereket tanrıçasıdır. Şimşek ve fırtına tanrısı Thor'un karısıdır. Fakat Thor ile evlenmeden önce dev Orvandil ile bir süre evli kalmış ve Ull (Görkemli) adında bir çocuğu olmuştur. Thor ise onu evlat edinmiştir. Thor ile birlikte olduğu süreçte ise Trudr (Güç) ve Modi (Cesur) adında çocukları olmuştur. Gezegenler sisteminde yer alan Venüs gezegeni adını Nors mitolojisine göre Sif'ten almıştır.

  • Altına niçin Sif’in saçları denir?


Bir gün, Loki Sif’in saçlarını keser. Sif’in kocası Thor buna çok sinirlenir ve onun üzerine yürür. Köşeye sıkışan Loki, hemen son derece hünerli zanaatçılar olan cücelere gidip Sif için altın saçlar yaptıracağına söz verir. Bu saçlar, Sif’in kafa derisinden adeta ilk saçları gibi doğal yollarla çıkacaklardır. Böylece, Loki cücelere altın saç, bir gemi (Skidbladnir) ve bir de mızrak (Gungnir) ısmarlar. Loki, sonuçtan öylesine etkilenir ki, Eitri adında zanaatçı bir biraderi olan Brokk adlı cüceyle düşüncesizce –kellesini ortaya koyduğu- bir bahse tutuşur. Üzerine bahse girdikleri şeyse, Eitri’nin birbiriyle aynı güzellikte üç farklı şey yapamayacağıdır. Eitri hiç vakit kaybetmeden işe koyulur. Ocağa bir yaban domuzu postu koyar ve kardeşi Brokk’tan ocağın ateşini, kendisi dur diyene dek körüklemesini ister. Brokk, ateşi körüklemeye başlar. Eitri’nin dışarı çıkmasıyla birlikte, içeri giren bir sinek Brokk’un koluna konar ve onu ısırmaya başlar. Brokk ise hiç oralı olmaz. Eitri geri dönüp ocağı açar ve içinden en karanlık geceleri dahi aydınlatabilecek parlaklıkta altından kılları olan bir domuzu çıkarır. Ardından, Eitri ocağa bu kez bir külçe altın koyar ve kardeşi Brokk’un yine ateşi körüklemesini ister. Aynı sinek yine ortaya çıkar ve bu kez Brokk’u boynundan ısırır. Brokk, ısırığa aldırmaz ve işine devam eder.

Eitri geri dönüp ocaktan bu kez Draupnir denen altın bir yüzük çıkarır. Her dokuz gecede bir, bu yüzükten ağırlığınca sekiz yüzük daha peyda olur. Üçüncü kez işe koyulduğunda ise ocağa demir koyar. Bu kez sinek Brokk’u göz kapağından ısırır. Brokk, gözüne damlayan kanı silmek için ateşi körükleme işini bir anlığına boşlar. Eitri geri döndüğünde, ona az kalsın işi berbat ediyordun diye çıkışır. Yine de ocaktan ham demir değil, bir çekiç çıkarır. Sinek işe karıştığı için çekicin sapı çok kısa olmuştur. Ama çekiç, bu haliyle, hedefinden asla şaşmayan ve onu atan ele geri dönebilen ve sapının küçüklüğünden ötürü gömleğin cebine dahi sığabilen muhteşem bir silaha dönüşmüştür. Buraya kadar işleri karıştırmaya çalışan sineğin kim olduğunu hepimiz biliyoruz; Loki.

Loki’nin girdiği bu bahsi kimin kazanacağına kim karar verecek diye düşünecek olursak; Odin, Thor ve Freyr hakemlik için toplanırlar. Loki, mızrağı Odin’e, altın saçları Thor’a, gemiyi ise Freyr’e verir. Ardından sıra Brokk’a gelir. Brokk, yüzüğü Odin’e, yaban domuzunu Freyr’e, çekici ise Thor’a verir. Tanrılar, kendilerini devlerden koruyabilecek bir silah aradıkları için, çekicin bu hazinelerden en değerlisi olduğuna karar verirler. Loki bahsi kaybetmiştir, kendi hayatını satın almaya çalışır ama Brokk her seferinde “kesinlike olmaz” der.


Loki bir yolunu bulup oradan kaçar. Ama Thor onu yakalayıp cücelere teslim eder. Brokk tam onun kellesini kesmeye hazırlanırken kanunlara riayet etmeyi pek seven tanrının aklına birden ilham gelir: Kellesini kaybetse bile boynu yine onda kalacaktır. Bu yüzden Brokk, muhtemelen ileride boş boğazın teki olmasın diye, onun kafasını kesmek yerine ağzını diker. Böylece kurnaz Loki’miz yine hayatını kurtarmış olur.


İskandinav Mitleri #8: Silik Tanrı Baldr

İskandinav mitlerinin en önemli tanrılarından biri de diğer tanrılardan tamamen farklı kişilik özelliklerine sahip olan Baldr'dır. Baldr'ın adı İskandinav mitlerinde sıkça geçmesine rağmen, aslında bu tanrı pek fazla bilinmemektedir. Bazı kaynaklarda beyaz tenli, mülayim, akıllı, tatlı dilli, merhametli olduğu kadar Odin'in oğlu ve tanrıların en iyisi olduğu söylenmektedir. Fakat yine de nispeten silik bir tanrıdır. Baldr bir çeşit savaş tanrısı olarak da bazı metinlerde geçmektedir. (Savaşta ölen savaşçılar için okunan dualarda adı geçmektedir.) Baldr hakkındaki mitleri ele alırken "Baldr'ın Rüyaları" anlamına gelen Baldrs draumar'dan başlamak uygun olacaktır.



Aesir tanrıları kurdular meclisi,
Asyniur (tanrıça) da hazır bulundu aralarında.
Yüce güçler enine boyuna düşündüler,
Hayra alamet olmayan rüyaların Baldr'ı sıkmasını.

Odin bunun üzerine derhal harekete geçer. Atını eyerleyip ölüler ülkesine gider. Orada ölü bir kadın kahini huzuruna çağırır ve ondan Baldr'ın rüyalarına bir açıklama getirmesini ister. Kahin, bildiği her şeyi anlatır. Verdiği her bilginin ardından acı çektiğini belirterek, "Kendi rızamın dışında konuştum. Artık susacağım." der. Ama Odin her seferinde onu sindirmeyi başarır. Sorularına şöyle başlamaktadır:

Susma cadı! Soracağım yine de.
Daha fazlasını öğrenmeliyim, ta ki her şeyi bilene dek.

Böylece, diriltilmiş olan kadın kahin, Odin'e soruşturmasında yardımcı olmayı sürdürür.

- Ölüler ülkesindeki bu hazırlık kimin için?
+ Baldr'ın teşrif etmesini bekliyor herkes; onun şerefine bal şarabı mayalıyorlar.
- Baldr nasıl ölecek?
+ Katili Hod olacak; Odin'in oğlunun canını o alacak.
- Peki bunun intikamını kim alacak?

 Cadının yanıtı şu şekilde olmuştur:
       
Batı diyarlarında doğacak Rind'li Vali,
Henüz bir gecelik iken alacak intikamını Odin'in oğlunun,
Yıkamayacak ellerini, taramayacak saçlarını,
Baldr'ın katili odunların üzerine atılıp yıkılana dek.

Lokasenna şiirinde yer alan bir dize, bu cinayette Loki'nin parmağı olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Loki, Odin'in karısı Frigg'in kendisine savurduğu tehdide böbürlenerek karşılık verir:

Şundan emin ol ki bir daha asla,
Göremeyeceksin Baldr'ı atının üzerinde evine dönerken.

Böylece Loki, 'cinayetin azmettiricisi' olmuştur; Hod ise 'kiralık katil'.

Tanrıların safında yer alan Frigg, bu felaketi önlemek için hiç vakit kaybetmeden harekete geçer. Bütün yaratıklara, "ateşe ve suya, demire ve her türden madene, kayalara, toprağa, ağaçlara, hastalıklara, hayvanlara, kuşlara, zehirlere ve yılanlara" Baldr'a zarar vermeyeceklerine dair yemin ettirir. Böylece Baldr bir oyunun merkezi haline gelir. Baldr'a zarar verilemediğinden ötürü tanrılar onu hedef tahtası niyetine kullanırlar. Ona taşlar, oklar, mızraklar, kılıçlar ya da baltalar kullanarak saldırırlar ve böylece deneme de yapmış olurlar. Hiçbir şey onun kılına dahi zarar verememektedir.

Loki her zamanki gibi bir kumpas kurar. Kılık değiştirip Frigg'e gider ve Baldr'a neden zarar verilemediğini sorar. Frigg ona, verdirdiği yeminlerden söz eder. Bunun üzerine Loki, ona zarar verebilecek herhangi bir şey olup olmadığını sorar. Frigg kazara sırrı ağzından kaçırır. "Valhalla'nın batısında ökseotu denen uzunca bir bitki yetişmekte. Yeminini istemek için bana biraz fazla küçük görünmüştü." der. Loki derhal bu bitkiyi aramaya koyulur ve onu bulup yerinden sökerek tanrıların Baldr'ı hedef tahtası olarak kullandıkları oyun alanına gider. Kör tanrı Hod, hiçbir şey yapmadan bir kenarda durmaktadır. Loki onun yanına varır ve "Neden sen de Baldr'a atış yapmıyorsun?" diye sorar. Hod bu soruya "Birincisi, onu göremiyorum. İkincisi, atış yapacak silahım yok." diye yanıt verir. Loki, Baldr'a hiçbir şeyin zarar veremeyeceğinin ne kadar güzel olduğunu anlatarak Hod'un aklını çeler. Ardından "Sana onun nerede olduğunu söyleyeceğim, sen bu oku ona atmaya çalış." der. Hod, Loki'nin yönlendirmelerine kulak vererek atış yapar ve Baldr'ı vurup öldürür.


Bu olay tanrılara arasında büyük bir şoka sebep olur. Oyun onların tartışma meclislerinde oynanmıştır; yani orası onlar için kutsal bir mekandır. Bu yüzden Baldr'ın katilinin kim olduğunu çok iyi bilmelerine rağmen, onun intikamını orada alamazlar. Ağlamaktan konuşamayacak hale gelirler. Frigg, kadınca sezgileriyle hareket eder ve Baldr'ın Asgard'a geri dönmesine izin verilip verilemeyeceğini öğrenmek için Hel'e gidebilecek cesaret sahibi korkusuz birisini arar. En sonunda şanlı kahraman Hermod, bu tehlikeli yolculuğa çıkmayı kabul eder. Bu sırada tanrılar Baldr'ın cenazesini ölü yakma töreni için hazırlamaktadırlar.

Tanrılar ölü yakma törenini Baldr'ın gemisi olan Hringhorni'nin güvertesinde yapmayı tasarlarlar. Ama gemi kızağa çekilmiştir ve onu tekrar denize indiremezler. Bu sorunu çözmek için, Hyrokkin adındaki bir cadıyı yardıma çağırırlar. Cadı tek itişle gemiyi yüzdürmeyi başarır ve öyle hızlı iter ki kızaklar bir anda alev almaya başlar, bütün dünya sarsılır. Baldr'ın cenazesini güverteye taşırlar ve onun dul eşi Nanna da kederden ölür. Böylece, onu da eşiyle beraber ölülerin yakılacağı odunların üzerine koyarlar. Thor, tesadüfen oradan geçmekte olan bir cüceyi uğur getirsin diye alevlerin içine tekmeler. Baldr'ın aralarında sihirli altın yüzük Draupnir'in de bulunduğu hazineleri de odunların üzerine yığılır.


Hel'e gelen Hermod, Baldr ve Nanna'yı görür. Bu arada Hermod, bu dünyayı öbüründen ayıran Giol ırmağına giden uzun ve karanlık yolu geçmektedir.  O kadar hızlı gitmektedir ki, ırmağın üzerindeki köprüden geçerken sanki beş alay ordu geçiyormuş gibi gürültü çıkar. Hel'in kapılarına gelindiğinde atını mahmuzlayıp kapıların üzerinden atlayarak içeri girer. Oradaki büyük salonda Baldr'ı bulur. Hermod, derhal onun serbest bırakılmasını ister. Seveninin çok olduğunu söyler. Ama Hel oldukça kuşkucu bir şahsiyettedir. "Eğer dünyadaki her şey, yaşayan ve yaşamayan her şey onun için gözyaşı dökerse, Baldr Aesir arasına geri dönebilir. Ama herhangi bir şey onun için gözyaşı dökmeyi reddederse ya da buna karşı çıkarsa, Baldr Hel'de kalacak." der.

Hermod, Hel'in mesajını tanrılara götürür. Tanrılar, Baldr için gözyaşı dökülmesini istemek üzere dünyanın dört bir yanına elçiler gönderirler ve insanlar, yaratıklar, topraklar, kayalar, ağaçlar, bütün madenler, herkes ve her şey buna razı olur.

Tanrılar Baldr'ın katilini öldüremeseler bile cezalandıracaklardır. Gerçekten de tanrılar öylesine büyük bir hiddete kapılırlar ki, Loki, çareyi her duvarında bir kapısı olan ve her yönü gözetleyebileceği güvenli bir barakaya saklanmakta bulur. Gündüzleri kılık değiştirip barakanın yakınlarındaki bir şelalede bir alabalık olarak hayatını sürdürür. Kıyıya çıktığında ise Aesir tanrılarının kendisini nasıl tuzağa düşürebilecekleri konusunda kafa patlatıp çeşitli önlemler alır. Şelalenin yakınlarında yaşadığı dönemde balık ağının yapılışını keşfeder ve yaptığı ağın nasıl işleyeceğini görebilmek için keten iplikten bir prototip yapar. Ağlar, o gün bugündür işte böyle yapılmaktadır.


Bir gün, Odin yine görkemli tahtı Hlidskialf üzerinde oturmaktadır. Etrafı izlerken Loki'nin yerini tespit eder ve diğer tanrılara onu bulabilmeleri için yol gösterir. Loki, tanrıların kendisini yakalamak için geldiklerini gördüğünde, elindeki ağı ateşe verir ve şelaleye sığınır. Balık ağı yanar gider ama küllerinin bıraktığı izler yine de onun ne işe yarayabileceğine ve nasıl yapılabileceğine ilişkin bir fikir vermektedir. Akıllı tanrı Kvasir bunu fark eder ve yapacağı şeyi diğer tanrılara anlatır. Böylece, tanrılar ilkine benzer bir ağ yaparak Loki'yi yakalamak üzere suyun en hızlı aktığı yere doğru giderler. Irmağı ağ ile tararlar fakat Loki tanrıların saldırısını iki kez usta manevralarla savuşturur. İlkinde çakıl taşlarıyla dolu nehir yatağına yakın yüzer, ikincisinde ise ağın üzerinden atlar. Ama üçüncü seferde ağın başına bu kez Thor geçer; Loki ağın üzerinden atladığında Thor onu yakalayıverir. Tanrılar, kaçmasın diye Loki'yi sımsıkı bağlarlar.



Onu, ilki omuzlarının altından, ikincisi belinin altından, üçüncüsü ise dizlerinin altından olmak üzere üç büyük kayaya bağlarlar. Rahatı bozulsun diye, bağlandığı yerin hemen üzerine çok zehirli bir yılan asmayı da ihmal etmezler. Böylece, yılanın zehri eli kolu bağlı Loki'nin yüzüne damlar. Zehir her damladığında Loki şiddetle titremeye başlar ve bu titremeler yüzünden depremler meydana gelir. Fakat Loki, sadece sıkıca bağlanmış halde bir yerlerde yatmaktadır; elbette bir gün gelecek ve yazgısının çağrısına uyup dünyanın sonunun gelişini hızlandırmak için bağlandığı yerden kaçacaktır. Daha önceki yazılarımda Sigyn'den bahsetmiştim. Sigyn, Loki'nin eşidir. Elder Edda yazılarında onun Loki ile olan bağlantısından şöyle bahsetmiştir; Loki tanrılar tarafından tutsak tutulduğu zamanlarda Sigyn Loki'nin yüzüne damlaması için akıtılan zehri bir kasede biriktirmiştir. Kase zehirle dolduğu zaman Sigyn zehri dökmüş ve o an Loki şiddetle sarsılmıştır.

Loki’nin başa bela biri olduğunu biliyorduk ama bir tanrıyı öldürecek kadar da sinsi olduğunu bilmiyorduk. Hiç mi hiç güven olmaz sana Loki! Bu hikayeyi tekrar okumak isterseniz Wardruna'nın Hagal şarkısı eşliğinde okumanızı tavsiye ederim...

2 Ağustos 2016 Salı

İskandinav Mitleri #7: Kurnaz Tanrı Loki

Loki Laufeyjarson veya Loki İskandinav mitolojisinde kötülük tanrısıdır. Kimi tasvirlerde boynuzludur. Bir dev olan Laufey ve Farbauti’nin oğludur. Savaş sonrası henüz bir bebekken ortada kalmıştır. Odin onu orda bırakmaması gerektiğini düşünüp onu yanına alıp Asgard’da Thor ile birlikte kardeş olarak büyütmüştür. Kendisine büyük bir sadakat ile bağlı olan Sigyn ile evliliğinden Nari adında bir evladı varken, dişi dev Angrboda (uğursuz bir addır ve “Kader Habercisi” anlamına gelir) ile yaşadığı bir kaçamağın meyveleri olan ve kötü niyetli, uğursuz oldukları bilinen üç çocuğu daha vardır:

 Kurt Fenrir, Dünya Yılanı Jörmungandr  ve yer altı diyarının yönetici olan doğaüstü yaratık Hel.

Loki, atılgan, hazırcevap, kurnaz ve Thor’u bir yandan kollayan, diğer bir yandan onunla dalga geçen bir şahsiyet olarak karşımıza çıkmaktadır. Üvey kardeşinin popülerliği ve üstünlüğünü düşünürsek ikili oynaması doğal geliyor. Verdiği kararların çoğu akıllıca olmayan, hilebaz birisi olarak betimlenir. Loki, aynı zamanda dünyanın sonunu getirecek olan savaşta, tanrılara karşı çarpışacak ordunun komutanlarından birisi olacaktır. Ayrıca Heimdall’ın da baş düşmanıdır.



Loki yakışıklıdır, göze hoş görünür fakat yaradılış itibarıyla günahkar ve kötü huyludur. Diğer tanrıların hepsini suya götürüp susuz getirebilecek kadar kurnazdır. Her konuda fesat düşünür. Aesir’in başını sıklıkla belaya sokar ve yine kurnaz tasarıları sayesinde onları bu belalardan kurtarır. Loki doğal olarak Hıristiyan mitlerindeki şeytan ile belli bir takım benzerlikler sergilemektedir. Bu yüzden, şeytan hakkındaki Hıristiyan mitleri, daha yakın dönem İskandinav bakış açısı üzerinde etkili olmuş olabilirler. Bu bakımdan Idunn’un devler tarafından kaçırılmasında oyunbozanlık yapıyor olsa da içine düştüğü sıkıntılı durum onu öyle davranmaya zorlamıştır.

  • Idunn’un devler tarafından kaçırılması

Aesir’in üçü  -Odin, Loki ve Hoenir- uzun bir yolculuk yapmaktadırlar. Akşam yemeği için bir öküz yakalayıp öldürürler. Öküzü pişirmeye çalışırlar fakat ne zaman etin hazır olup olmadığına baksalar, bir türlü pişmemiş olduğunu görürler. Neden sonra, altında konakladıkları meşe ağacının dalları üzerine bir kartalın tünemiş olduğunu fark ederler. Kartal yemeğin bir türlü pişmemesinin sebebinin kendisi olduğunu tanrılara söyler; yemekten kendisine düşen payı alamadığı sürece de et asla pişmeyecektir. Tanrılar, kartalın talebini kabul ederler ve yemeği pişirirken kendilerine yardımcı olması için kuşu yanlarına davet ederler. Bu duruma öfkelenen Loki, bir sopayı kaptığı gibi kuşa savurur ve sopa kartalın kanadına saplanır. Kartal can havliyle kaçarken Loki de sopanın ucunu bırakmadığı için kartalla birlikte havalanır. Loki, kartala kendisini yere indirmesi için yalvarırken kartal ona bir şart koşar. Idunn’u tanrılar diyarındaki kalesinden elmalarıyla birlikte ve gönül rızasıyla kendisine getirmesi şartıyla Loki’yi serbest bırakmayı kabul eder. Böylece Loki ve diğerleri güven içinde evlerine geri dönerler.

Loki, anlaşmasına sağdık kalır ve Idunn’u baştan çıkarıp ağaçların arasına götürür. Aslında kılık değiştirmiş Thiazi adında bir dev olduğu ortaya çıkan kartal, hemen Idunn’un üzerine çullanır ve onu kaçırıp Thrymheim’daki evine götürür. Tanrılar, gençlik elmalarını kaybettikleri için yaşlanmaya ve güçsüzleşmeye başlarlar. Tanrıların kafası Idunn’un başına ne geldiği konusunda karışıktır fakat içlerinden biri Idunn’u en son Loki ile birlikte gördüğünü anlatınca ne olduğunu hemen anlamışlardır. Hemen Loki’yi yakalarlar ve Idunn’u geri getirmediği takdirde ölümle tehdit ederler. Loki derhal bir şahine dönüşür ve Thrymheim’a uçar. Şansına dev o gün balık avına çıkmıştır ve Idunn evde yalnız başınadır. Loki, Idunn’u bir fındığa dönüştürür ve pençeleri arasına alıp oradan uzaklaştırır. Eve geri döndüğünde Idunn’un gitmiş olduğunu gören Thiazi, kartala dönüşüp ikilinin peşine düşer. O kadar sert ve hızlı kanat çırpar ki, kanat çırpışları fırtınalara sebep olur. Aesir kartalı görünce saraylarının avlusuna derhal odun yığın kartalın yaklaşmasını bekler. Loki uçarak güvenle saraya girdiği anda, odunları ateşe verirler. Kartal öylesine hızlı uçmaktadır ki, durmayı başaramaz. Alevlerin arasına dalar ve kanatları yanar. Böylece Aesir, Thaizi’yi öldürür ve Idunn kurtulmuş olur.

Loki ile anlatılan öykülere bakıldığında onun herhangi bir Tanrısal özelliği yoktur. Sahip olduğu tek doğa üstü nitelik, diğer yaratıkların kılığına girmesi ve dönüştürmesidir. Yani şekil değiştiriciliğidir; ama İskandinav mitlerinde bunu ölümlü insanlar bile yapabilmektedir.

  • Lanetli Hazine

Bu öykü aslında Hreidmar adındaki zengin bir çiftçiden söz ederek açılır. Hreidmar, büyücülük konusunda oldukça hünerli birisidir ve üç oğlu vardır. Oğullarının üçünün de kendilerine özgü yetenekleri vardır. Bunlardan Fafnir ve Otr, şekil değiştirebilme yeteneğine sahiplerdir. Regin ise bir cücedir ve bütün cüceler gibi o da hünerli bir zanaatçı, özellikle de çok iyi bir demirci ustasıdır. Bazı kaynaklarda (Codex Regius) ondan “zeki, yırtıcı ve büyücülük konusunda fevkalade hünerli” diye söz etmektedir. Otr, azgın bir nehirde avladığı balıkları yiyerek hayatını sürdüren bir susamuruna (ki adının anlamı da budur) dönüşmek gibi tuhaf bir alışkanlığa sahiptir. Bu, onun felaketi olacaktır.

Günün birinde, Odin, Hoenir ve Loki uzun bir yolculuğa çıkarlar. Adet olduğu üzere Loki, onların başını yine belaya sokar. Ama bu kez fesatlığından değil, düşüncesizliğinden ötürü yapar bunu. Bir şelaleye gelir ve nehrin kıyısında alabalık yiyen bir su samuru görürler. Loki su samuruna bir taş atıp onu öldürür. Böylece, bir taşla hem samur postu hem de alabalık kazanmış olur. Tanrılar, Hreidmar’ın evine varıp orada bir gece konaklamak için rica edene dek bunun ne kadar şanslı bir vuruş olduğunu düşünürler. Su samurunun postunu Hreidmar’a gösterip bir de bu yaptıklarıyla övünmeye kalkarlar. Çiftçi ve oğulları, talihsiz su samurunun öz kardeşleri olduğunu anlayıp ondan geriye kalanı tanrıların elinden alırlar ve tanrılardan derhal tazminat talep ederler. Aesir, postunu içini altınla doldurup üzerine de postu tamamen örtecek şekilde altın yığmaya kadar verirler. Gerekenleri temin etmesi için Loki’yi gönderirler.

Neyse ki Loki, Andvari adında bir cüce tanımaktadır. Cüceler usta zanaatkarlar olduklarından, etraflarında çokça altın vardır. Yine, bu cüce de biraz tuhaf bir simadır. Bir turna balığı kılığına girip yakınlardaki bir şelalede diğer balıkları avlayarak yaşamaktadır. Bu yüzden, Loki deniz tanrıçası Ran’dan bir balık ağı ödünç alır ve bu ağı kullanarak turnayı yakalar. Loki şöyle sorar:

Ne biçim bir balıktır ki bu; akıntıda yüzdüğü halde,
Kendisini yine de koruyamamaktadır felaketten?
Hayatını ölüler ülkesinden kurtarmak için fidye ver
Ve bana çil çil altın bul.
Andvari’dir benim adım; Oin’fit babamın ki de,
Pek çok akıntıda yüzdüm.
Kadım zamanlarda kasvetli bir yazgı,
Buyurdu ki suda yüzmeliyim.

Loki, bunun üzerine fidye olarak Andvari’nin bütün altınlarını talep eder. Cüce, fidyeyi öder ama tek bir yüzüğü kendine saklamaya çalışır. Bu yüzüğün kaybettiği serveti telafi etmesine yardımcı olacak özellikleri vardır. Ama Loki, yüzüğü de Andvari’den zorla alır. Cüce, kayaların içindeki güvenli evine dönmeden önce, bu hazineyi elinde tutacak olanları lanetler:

Gust’un bir zamanlar sahip olduğu o altınlar
Sonu olacak iki kardeşin,
Çöküşü olacak sekiz prensin.
Servetim sevindirmeyecek hiçbir adamı.

Loki, fidye niyetine topladığı ganimeti getirir. Yüzükte gözü kalan Odin, onu kendisine saklar. Aesir, hazinenin geri kalanının susamuru postunun içindi doldurmak ve üstünü de altınla örtmek için kullanır. Hreidmar, onların yaptıkları işi denetler ve üzeri örtülmemiş tek bir susamuru kılı tespit eder. Odin, gönülsüzce kendisine sakladığı yüzüğü çıkarır ve onunla kılın üstünü örter. Tanrılar Hreidmar’ın salonundan ayrılır ayrılmaz, Loki cücenin okuduğu laneti onlara açıklar:

Senin için şimdi altın, büyük bir fidyedir,
Yaşamına karşılık.
Oğulların için bir gelecek yok senin
Zira bu yaptığın her ikisine ölüm getirecek.

Aynen öyle olur. Fafnir ve Regin, kan parasından kendi paylarını isterler, fakat Hreidmar onlara tek kuruş dahi vermez. Bunun üzerine, Fafnir babasını öldürür, hazineyi alır ve kırlara götürüp oraya gömer. Ve Regin’in onu öldürmeyi başaracağı güne dek, bir ejderha kılığında lanetli hazinesini korur.

Birkaç hikaye ile Loki’nin ne kadar başa bela biri olduğunu anlamışsınızdır umarım. Ama ne olursa olsun işleri düzeltmeyi de başarmış.

İskandinav Mitleri #6: Ragnarök

Odin, Valkyrie'lerinin ve diğer seçkin savaşçılarının da içinde bulunduğu bir ordu kurmuştur. Bu ordu büyük bir felaketi önlemek için toplanmıştır. Bu felaket, kıyamet günü olan Ragnarök'tur.

Bu sözcük "ragna: tanrıların düzenleyici gücü" ve "rok: kader, kıyamet" kelimelerinin birleşiminden oluşmaktadır. Tam anlamı da "Tanrıların Kaderi"dir. Ancak "rok" sözcüğü alacakaranlık anlamındaki "rokkr" sözcüğü ile karışmış ve bu yüzden anlam "Tanrıların Alacakaranlığı" şeklini almıştır.

Ragnarök, tanrıların kaçınılmaz sonu olarak bilinmektedir hatta bu kıyamet savaşında hangi tanrıların öleceği önceden belirtilmiştir. Fakat tanrılar ne olursa olsun bu savaşa hazırlanmaya devam etmişlerdir. İskandinav tanrılarının yüceliği de bu kaçınılmaz sonu reddetlerinden gelmektedir.



Kıyamet günü İskandinav mitolojisinde şu şekilde anlatılmaktadır:

Dünyanın göreceği son çağ son derece ürkütücü olaylar ile başlayacaktır. İlk olarak "korkuç kış" anlamına gelen Fimbulvetr yaşanacak ve bu kış çok sert ve uzun geçecektir. Tek bir yaz mevsimi bile yaşanmadan ard arda üç kış birden yaşanacaktır. Nefret, kavga, gürültü gibi kötülükler dünyayı saracak, Nors kültürünün en önemli öğesi olan aile yapısı kırılacak, aile içindeki tartışmalar artacaktır. Böylece ahlaksal ilkeler çözülmeye başlayacak ve toplumsal bir yıkım yaşanacaktır.

Savaş baltalarının, kılıçların, kırılmış kalkanların konuşacağı,
Ve fırtınaların kopacağı, kurtların saldıracağı bir çağ başlayacak,
İnsanların çağı sona ermeden hemen önce.

İskadinav yazıtlarında geçen bu dizelerde Yahudi ve Hıristiyan mitlerindeki Şeytan'ın gelişi ile ilgili yazılar ile benzerlik göstermektedir.

Bu dönemde pek çok korkunç alametlerin de ortaya çıkacağı belirtilmektedir. Kurt sürüleri güneş ve ayı yemek için yarışacak; güneş ve ay onlardan kaçmak için gökyüzünün bir ucundan diğer ucuna kadar kaçıp saklanacak yer arayacaklardır:

“Birinci kurt, güneşi yutacak ve insanlar bunun büyük bir felaket olduğunu düşünecekler. İkinci kurt ise ayı yutacak ama bu ilki kadar büyük bir infial yaratmayacak. Yıldızlar gökten düşecek, yer yüzü sarsılacak, dağlar sağa sola savrulacak, bütün bağlar kopacak, zincirler kırılacak ve böylece kurt Fenrir serbest kalacak.“



Evrenin sonunu getirecek üç etken vardır. İlki Loki'nin çocuklarından biri olan Dünya Yılanı Jörmungandr'dır. Savaşçı olarak bilinen bu yılan denizin derinliklerinden kıvrılarak gelecek ve yarattığı dalgalar gelgitlere sebep olacaktır. Bu gelgitler Naglfar adındanki gemiyi yüzdürecektir. Naglfar gemisine "tırnak gemi" de denmektedir; bunun sebebi ise ölülerin tırnaklarının kesilerek yapılmış olmasıdır. Geminin içinde dev Hyrm ve Muspell bulunmaktadır. Loki ise geminin kontrolünü  üstlenmiştir. Ateş yaratığı Surt emrindeki ordu ile güneyden saldıracaktır. Bazı yazıtlarda Muspell'in oğullarının da bu ordu içinde savaşacakları belirtilmiştir. Fakat hepsinden de korkunç olan Loki'nin diğer bir çocuğu aç kurt Fenrir'in saldırmak için hazırda bekliyor olmasıdır.  Fenrir'in üst çenesi gökyüzüne, alt çenesi yeryüzüne değecek kadar büyüktür. Eski yazıtlarda Fenrir'in ağzı için "eğer dünyada yeterince yer olsaydı ağzını daha fazla açabilirdi" denmiştir.


Orduların ve yaratıkların yaklaştıklarını gören Heimdall Gjallarhorn'u üfleyerek tanrıları meclise çağırır. Odin diğer tanrılardan öneriler almak ister ama artık bunları düşünmek için çok geçtir. Freyr, Surt ile savaşır fakat silahı çok güçlü olmadığı için ona karşı yenilir ve ölür. Fenrir, devasa ağzını açarak Odin'i yutar. Babasının öldüğünü gören Vidar Fenrir'in kalbini bıçaklayarak onu öldürür ve böylece intikamını almış olur.

Bazı kaynaklarda farklı kapışmalarında olduğuna yer verilmiştir. Tazı Garmr ile tanrı Tyr savaşırlar ve bu savaş sonunda ikisi de ölmektedir. Bilinen en büyük düşmanlık Heimdall ve Loki arasındadır ve onların da birbirlerini katlettikleri belirtilmektedir. Bu olaylar üzerine ateş yaratığı Surt dünyayı alevlerle kaplar ve her şeyi bir anda yok eder.

Aslına bakarsanız Ragnarök "her şeyin sonu" anlamına gelmemektedir. Yok edilen dünya kötülüklerden arındırılarak yerine yepyeni bir dünyanın geleceğine inanılmıştır. Böylece yeni bir başlangıçtan söz edilebilecektir.

Erdemli, güzel bir hayatınız olduysa ferah ve temiz mekanlarda, yiyeceklerin ve içkilerin bol olduğu Brimir adında muhteşem manzarası olan bir yerde ya da altın salon Sindri'de yaşayacaksınızdır. Ancak tam tersi bir hayatınız olmuş ise yani verilen sözlerini tutmamış insanlar, katiller, hırsızlar hayatı kötülükler ile dolu insanlar "Ceset Kumsalları" anlamına gelen  Náströnd 'de yaşayacaklardır. Salonun kapıları kuzeye bakmaktadır ve duvarları iç içe geçmiş yılanlardan inşa edilmiştir. İçerisi yılanların zehirleri ile doludur.


Yeni bir dünyanın yükseldiğini görür kadın kahin,
Yine denizlerden ve bir kez daha yeşilliklerle kaplı olarak;
Kartalların gürüldeyen çağlayanların üzerinde uçtukları
Ve dağlardaki akıntılarda balık yakaladıkları.

Aesir yine buluşur Idavoll’da,
Ve konuşurlar Büyük Dünya Yılanı hakkında,
Ve anımsarlar verdikleri zor kararları,
Ve Büyük Tanrı’nın kendisine dair kadim gizemleri.

Tüm bu kötülüklerden sonra altın çağ yaşanacaktır. Tarlarar ekilmeden ürünler verecek ve hastalıkların, salgınların çaresi bulunacaktır. Hod tarafından öldürülen Baldr geri dönecek ve Ragnarök'ta ölen tanrıların çocukları miraslarını devralacaktır. Dünyayı yakıp kül eden o büyük yangından da iki insan sağ kurtulacak ve onlar da sabahları oluşan çiy damlaları ile hayatta kalacaklardır. İnsanoğlunun yeni anne ve babası olacaklar, her şey yeniden başlamış olacak...


Yazılanlara bakarsanız aslında tüm mitlerde ve dinlerdeki kıyamet anlatılarının birbirine benzer olduğunu fark edebilirsiniz. İyiler cennete kötüler cehenneme gidecektir, illa ki kurtulan bir dişi ve bir erkek olacaktır ve onlar yeni soylar yaratacaktır... 

TYR grubunun Ragnarok adlı şarkısı ise bu yazının hemen hemen özeti şeklinde... İyi dinlemeler.

İskandinav Mitleri #5: Aesir, Vanir ve Bazı Krallar

İskandinav mitlerindeki tanrı ve tanrıçaları tanıtmış olduğum ilk yazımda aslında size sadece Aesir tanrılarını saymış oldum, bunların yanında bir de Vanir adı verilen tanrı topluluğu vardır.

Ass sözcüğü, ‘tanrı’ anlamına gelen Germence bir sözcükten türetilmiştir. Bu sözcüğün Gotik çoğul hali Lantince bir metinde asnis olarak ve ‘yarı tanrı’ anlamına gelen semideos şeklinde tercüme edilmiş haliyle geçmektedir. Vanr ise daha sorunlu bir sözcüktür. Eski İskandinav dillerinde ‘dost’ anlamına gelen vinr ve Latincede ‘aşk tanrıçası’ anlamına gelen Venüs sözcükleriyle ilişkilendirilen yorumlar da dikkat çekicidir.

Karşılaştırmalı diller uzmanı olan dünyaca ünlü Fransız bilgin Georges Dumézil, Aesir ve Vanir arasında yapılan ayrımın köklerinin çok eski tarihlere dayandığını ve Hint – Avrupa kökenli diğer halkların dinlerinde de bu ayrımın bulunduğunu öne sürmüştür. Dumézil’e göre, Vanir, yaşanan bir savaşın ardından daha üst mevkiye gelmiş olan aşağı mevkilere ait tanrılardır. İki tanrılar topluluğu arasında yaşanan bu mücadele Heimskringla1’da komşu halklar arasında yaşanan bir savaş olarak anlatılır:




Odin, Vanir’le savaşmak için bir ordu kurdu. İki taraf da vatanını kahramanca savundu ve sırayla zaferler kazandı. Birbirlerine ağır kayıplar verdirdiler. Birbirlerinin topraklarını yağmaladılar. Ve her iki halk da bitmek tükenmek bilmeyen bu savaştan usandığında, barış yapmak için bir araya geldiler; ateşkes imzalayıp birbirlerine rehineler verdiler. Vanir, en gözde adamları olan Niord ve oğlu Freyr’i rehin verdiler. Buna karşılık Aesir, verilen her türlü devlet işinin altından kalkabileceğini söyleyerek Hœnir denen adamı onlara teslim etti; yanına da yardımcısı niyetine çok akil bir adam olan Mimir’i verdiler. Vanir ise bu davranışa karşılık olarak, ülkelerindeki en zeki adamı onlara verdiler. Bu adamın adı Kvasir idi.

Hœnir, Vanaland’a gittiğinde ona derhal bazı yetkiler verildi. Mimir, ona hangi durumda nasıl konuşması ve ne söylemesi gerektiğini öğretti. Böylece Hœnir, yanında Mimir olmadan katıldığı mahkemelerde ya da toplantılarda, karşısına getirilen bütün zor davalarda hep aynı yanıtı verdi ve “bırakalım başkası karar versin” dedi. Derken Vanir, Aesir’in rehine takası sırasında kendilerini kandırdıklarından şüphelendiler. Mimir’i yakalayıp kellesini kestiler ve Aesir’e geri gönderdiler. Odin, Mimir’in kellesini teslim aldı ve çürümesin diye üzerine baharatlar sürüp, büyü yaptı. Bu işlem, Mimir’in kesik başına konuşabilme ve Odin’e pek çok karanlık sırrı anlatabilme gücü verdi.

Odin, Niord ve Freyr’i kurban törenlerini yönetecek kişiler olarak seçti. Niord’un kızının adı Freyja idi. O da kurban törenlerini yönetenlerdendi ve Aesir’e Vanir arasında yaygın olan seiðr (büyü) yapmayı öğreten de o oldu. Niord, Vanir arasında yaşarken öz kız kardeşi ile birlikte olmuştu. Bu davranış, Vanir arasında meşruydu ama Aesir arasında yakın akrabaların birlikte olmaları kesinlikle yasaktı.

Tanrılar arasında ayyuka çıkmış en büyük rezaletlerden birini görmek istiyorsak, Loki ve hasımları arasında yaşanan atışmanın nasıl utanç verici eylemlere ve davranışlara dönüştüğünü anlatan Lokasenna şiirine başvurmalıyız. Niord, oğlunun herkes tarafından sevilmesi ve tanrılar arasında bir prens olarak görülmesiyle övündüğü sırada, Loki ona şu sözlerle sataşır:


Kes artış şunu Niord, dizginle biraz kendini.
Saklamayamayacağım yaptığın rezilliği,
Övündüğün oğlunu kendi kız kardeşinden peydahladığını.
Gerçi senden beklenmeyecek bir şey değil bu.

Freyja araya girmeye çalıştığında, Loki ona da çatar:

Senin bilirim ben Freyja, kapa çeneni
Sen de sütten çıkmış ak kaşık değilsin hani.
Bu saraydaki Aesir’in ve Elflerin hepsi
Girmiştir senin koynuna.

Loki, verdiği bir sonraki karşılıkta ise, Freyja’yı erkek kardeşiyle birlikte olmakla suçlar…

Söz gelimi seiðr yapmak yararlı olduğu kadar, tehlikelidir de; zira yapanlara başkalarına zarar verebilme ya da ezoterik2 bilgilere ulaşabilme gücü veren bir büyü biçimidir. Odin’in bunu bildiği ve ona bunu muhtemelen Freyja tarafından öğretilmiş olduğu söylenmektedir:

Odin, büyük bir kudreti de beraberinde getiren Söz seiðr yapabilme beceresine sahipmiş; gerçekten de onu bizzat uygulamış. Bu gücü kullanarak insanların yazgılarını ve gelecekte meydana gelecek olayları bilebilirdi. İnsanoğlunun başına ölümü, kör talihi ya da hastalıkları musallat edebilir ya da bir kimsenin gücünü ya da zekasını, bir başkasına aktarabilirdi. Ama elbette bu gücün de bir bedeli vardı: Büyüyü yapan kişiye, bir erkek için son derece utanç verici bir şey olduğuna inanılan bir kadınsılık kazandırmaktaydı. Bu yüzden, nasıl büyü yapılacağı yalnızca kadınlara öğretilirdi.



Bununla birlikte, Vanir tanrılarının, insanoğluna genellikle hayrı dokunmaktaydı. Dumézil onları ‘sağlık, gençlik, doğurganlık ve mutluluk’ tanrıları olarak görür. Ayrıca, ikiz tanrılardan söz eder. Sözünü ettiği bu ikizler muhtemelen Freyr ile Freyja’dır. Niord’un da bir kız kardeşi (karısı) olması gerekir ve onun izi de biraz güç olsa da İskandinav mitlerinde bulunabilir. 1.yüzyılda yaşamış olan Romalı tarihçi Tacitus, Kuzey Denizi’ne komşu Germen kabileleri tarafından tapılan bir tanrıçanın varlığından söz etmiş ve kendisinin “Toprak Ana” olarak yorumladığı bu tanrıçaya (Niord adıyla tamamen kökteş bir sözcük olan) Nerthus dendiğini bildirmiştir. Bu tanrıça, takipçilerine huzur ve bereket sağlamaktaydı. Niord, İskandinav kaynaklarda, zenginlik, bereket, ticaret ve balıkçılık tanrısı olarak geçer. Freyr ise elverişli hava koşullarının sorumlusudur; dolayısıyla, üretim, huzur ve refah tanrısıdır. İnsanlar, büyük Uppsala tapınağında bulunan ve Freyr’i tasvir ettiğine inanılan bir erkek heykeline, kendilerine bereketli bir evlilik nasip etsin diye adaklar adayıp yalvarırlarmış.


Bu gibi temaların Ortaçağ günlük hayatında çok önemli bir yere sahip olmasından ötürü, aslında Vanir tanrıları hakkında elimizde pek çok mit olması gerekir. Ama şaşırtıcı biçimde, bu tanrılar hakkındaki mitlerin pek azı günümüze dek varlığını koruyabilmiştir. Bunların bazıları da yalnızca dolaylı olarak değinmelerden ibarettir. Sözgelimi, Freyja çok az bilinen bir tanrı olan Od ile evliymiş. Od, her yolculuğa çıktığında, tanrıça onun ardından ağlarmış. Freyja kocasını aramak için yollara düşer ve bu yolculukları sırasında farklı ve tuhaf takma adlar kullanırmış. Bu yüzden, Freyja’nın maceralarını anlatan muhtemelen pek çok mit vardır. Freyja, kocası için gözyaşı döktüğünde, dökülen bu gözyaşları altına dönüşürmüş. Bu yüzden altına gönderme yaparken ‘Freyja’nın gözyaşı’ ya da ‘Freyja’nın eriyen gözkapağı’ gibi bir dizi eğretileme geliştirilmiştir.


Kayıtlarda yer alan en ayrıntılı Vanir miti, Freyr’in dişi bir dev olan Gerd’e duyduğu tutkuyu anlatan bir aşk öyküsüdür. Şehvet ve bereket tanrısına yaraşır nitelikteki bu öykü ‘Skirnir’in Yolculuğu’ anlamına gelen For Skirnis şiirinde anlatılır. Odin’in, Hlidskjalf denen ve üzerinden dünyanın her yerini görebileceği görkemli bir tahtı vardır. Bir gün Freyr bu tahta çıkma cüretini gösterir ve daha sonra bu küstahlığından ötürü cezalandırılır. Tahta çıktığında kuzeye doğru bakmış (ve herkes bilir ki kuzeyde devler yaşar) ve orada parlak kolları olan güzeller güzeli bir kız görmüştür. Görür görmez kıza vurulan Freyr, kara sevdadan yataklara düşer. Oğlunun halini hiç beğenmeyen Niord, Freyr’in uşağı olan Skirnir’i bu durumun sebebini araştırması için görevlendirir. Skirnir, Freyr’e niçin bu kadar kederli olduğunu sorar ve çocukluk arkadaşı olmaları hatrına, sırrını ona anlatması için yalvarır. Freyr, dostunun ısrarı karşısında daha fazla dayanamaz ve aşkını itiraf eder. Skirnir’e o kızı bulup kendisine getirmesi için yalvarır. 

Skirnir, yolculuğun çok çetin geçeceğinin farkındadır. Bu yüzden, Freyr’in muhteşem atını ve en büyük hazinelerinden biri olan, kendi başına dövüşebilen kılıcını ödünç alır. Böylece, Skirnir yola koyulur ve sonunda, sürekli uluyan bekçi köpeklerinin etrafında nöbet tuttuğu, devlerin mekanına varır. Dışarıda oturmakta olan bir çoban, ona içeriye girmemesini öğütler. Skirnir çobanı dinleyip mekana girmekten vazgeçtiği sırada çıkagelen Gerd, kuzeyli konukseverliğine yakışır bir şekilde, onu bir içki alması için içeri davet eder ve ona ziyaret sebebini sorar. Skinir, olan biteni Gerd’e anlatır ve Freyr’in aşkına karşılık vermesi için ona Vanir tanrılarının muazzam bir servete sahip olduklarının açık bir kanıtı olan şu hediyeleri takdim eder: on bir altın elma ve her dokuz gecede bir kendisini çoğaltan bir yüzük. Fakat Gerd, yeterince altını olduğu gerekçesiyle bu teklifi reddeder. Skirnir, bunun üzerine, Gerd razı olana dek gitgide çirkinleşen (ve gizemli hale gelen) tehditler savurur. Gerd sonunda pes eder ve Freyr’e varacağını söyleyip dokuz gün süre ister. Bunun üzerine, Skirnir eve döner. Freyr dışarıda neler olup bittiğini duymak için can atmaktadır. Skirnir ona Gerd’in mesajını ilettiğinde Freyr, her gerçek aşığı kalbinden vurabilecek olan şu sözleri söyler:

Uzundur bir gece. İki gece ise daha uzun;
Nasıl dayanayım ben üç geceye?
Bir ay bile daha çabuk geçip giderdi önceden,
Böylesi bir evlilik arifesinden.


Kimi karanlık noktaları olmakla birlikte For Skirnis aslında en anlaşılan İskandinav mitlerinden birini anlatmaktadır. Gerd sözcüğü, Eski İskandinav dilinde ‘etrafı çevrili arsa, tarla’ anlamına gelen bir cins isim olan gardr ile bağlantılıdır. Dolayısıyla, Freyr ve Gerd’in birlikteliği, bereket tanrısıyla ekili toprakların yaptığı kutsal evliliğin bir anlatımı olarak görülebilir. Sonuçta, For Skirnis şiiri mutlu sonla biter.



Niord ile Freyr, İsveç’in halef-selef kralları olarak tanımlanırlar. Freyr oldukça sevilen bir kraldı; onun krallığı sırasında hasatlar bereketliydi ve ülkede İsveçlilerin sebebini krallarından bildikleri uzun süreli bir barış hali egemendi. Freyr, topladığı vergilerle ve haraçlarla, Uppsala’daki büyük tapınağı yaptırdı.

 Freyr hastalanıp yatağa düştü. Hastalığı ilerleyince, adamları nasıl bir yol izleyeceklerini uzun uzun düşündüler. Birkaç kişi dışında kimsenin onun yanına yaklaşmasına izin vermediler ve bu arada üç penceresi ile tek kapısı olan bir höyük inşa ettiler. Freyr öldüğünde, naşını gizlice bu höyüğe taşıdılar ve İsveçlilere onun halen sağ olduğunu söylediler. Onun cesedini üç yıl boyunca orada tuttular. Toplanan tüm vergi paralarını, altını ilk pencereden, gümüşü ikinci pencereden, bronzu ise üçüncü pencereden olmak üzere höyüğün içine boşalttılar. Böylece barış ve bolluk dönemi devam etti…  Bütün İsveçliler Freyr’in çoktan ölmüş olduğunu fark ettiklerinde bile barış ve bereket dönemi halen sürmekteydi. Freyr’in naşı İsveç’te kaldığı sürece durumun böyle devam edeceği sonucuna vardılar ve bu yüzden onun cesedini yakmayı reddettiler. Ona ‘dünyevi şeylerin tanrısı’ anlamına gelen veraldargod adını verip barışın ve bolluğun sürmesi için ona kurbanlar adadılar.

Bu öykü hiç kuşkusuz tanrı Freyr’in maceralarına özgü - zenginlik ve bereket gibi - birtakım öğelere sahiptir, ama aslında kral olmanın da tanrı olmak kadar önemli olduğunu vurgulamaktadır. Ne de olsa, köken olarak ‘lord’ anlamına gelen bir cins isim olan Freyr, Eski İngilizcede hem dünyevi hem de uhrevi kralları nitelemek için kullanılan frea sözcüğüyle bağlantılıdır. Daha yakın tarihli Ortaçağ öykülerinden anlaşıldığı kadarıyla, ilk İskandinav kralları, ekinlerden ve sığırlardan bol verim alınabilen barış ve refah dolu mevsimlerin yaşanmasını sağlayabildikleri ölçüde halklarından saygı görürlerdi. Kimi efsanelere göre, bu konuda başarısız olan krallar katledilmekteydiler. Bazı kayıtlara göre, İsveç’in kaçak kralı Olaf da bunlardan biriydi. ‘Ağaç kesen’ lakaplı Olaf, ülkenin batısına kaçmış ve oradaki ağaçları kesip toprakları ekilebilir hale getirmiştir. Bunun üzerine, Olaf’ın ekilebilir hale getirdiği toprakların ne denli verimli olduğunu gören başka sürgünler de ona katılmışlardır.


Bir başka kral öyküsü ise halkına uzun süreli barış dönemi yaşatmış olmasıyla ünlü Frothi hakkındadır. Frothi öldüğünde, hizmetkarları ülkedeki huzur ortamını koruyabilmek için bu durumu halktan saklamaya karar vermişler. Kralı mumyalamışlar ve onu sanki başka türlü seyahat etmeye mecali yokmuş gibi gösterecek şekilde bir tahtırevan üzerinde taşıyarak, uzun bir süre boyunca kırsal bölgelerde gezdirmişler. Ancak cesedi çürüyüp kokmaya başladığında onu defnetmeye karar vermişler. Frothi adı ‘verimli, bereketli’ anlamına gelen frodr sıfatıyla bağlantılıdır. Ülkedeki huzur ortamı bozulmasın diye cesedi hizmetkarları tarafından ülkesinin topraklarında oradan oraya gezdirilen kralın öyküsü ile Güzel Saçlı Harald’ın babası olan Norveçli efsanevi kral Kara Halfdan’ın kaza sonucu ölümünü anlatan öykü arasında ufak tefek benzerlikler de bulunmaktadır.

Halfdan, Hadeland’daki bir şölenden evine dönmektedir ve izlediği yol onu donmuş Randsfiord’a çıkarır. Mevsim bahar olduğu için, buz üzerinde seyahat etmek hiç de güvenli değildir. Randsfiord üzerinden geçerlerken, buzlar aniden kırılır ve Halfdan ile yanındakiler oracıkta boğulur. Kral ve maiyetinin cesetleri daha sonra bulunur. Halfdan, özellikle halkına bereketli mevsimler getirmesiyle ünlenmiş bir kraldır. Ringelerike halkı, onun cenazesini kendi topraklarına gömmek için alıp götürmek ister. Ama Halfdan’ın egemenliği altındaki Romerike, Vestfold ve Heidmark gibi diğer yerlerin halkları ise buna, kralın cenazesi nereye gömülürse mevsimlerin orada bereketli geçeceği gerekçesiyle, karşı çıkarlar. Herkes kralın cenazesini ister. En sonunda, devlet adamlarına yaraşır bir tavırla uzlaşmaya varırlar ve kralın cesedini dört parçaya bölüp her bir parçayı bir bölgeye gömerler. Araştırmacılar Norveç’te Halfdan Höyüğü denen dört farklı yer olduğunu ileri sürmüştür.


Bu gibi efsanelerin ardında kimi yaygın İskandinav mitleri ya da belki de Germen mitleri yatmaktadır. Hatta bazı dinsel adetler bile bunlardan türemiş olabilir. Vanir tanrıları, İskandinav dininin pratiğinde açıkça önemli bir yere sahiptiler. İskandinav toplumunda tarım ve ticaret alanlarındaki zenginliği sağlayıp yönetilmekteydiler. Bu yüzden, Vanir tanrılarının genellikle adak tanrıları olarak anılıyor olmaları şaşırtıcı değildir. Mantığa aykırı görünse de, böylesine önemli bir tanrılar topluluğu hakkında ancak çok az mitin günümüze dek varlığını koruyabilmiş olmasının sebebi, belki de bu tanrıların pratikte sahip oldukları önem olabilir. 12.yüzyıl tarihçilerinden Bremenli Adam, Uppsala’daki büyük pagan tapınağı ve o tapınakta yapılan ayinler hakkındaki gözlemlerini derlemiştir. Tapınağın içinde üç büyük tanrının resmi bulunmaktadır. Adam, bunlardan birini Fricco diye adlandırır ve onun “ölümlülere barış ve sefa ihsan eden” birisi olduğunu söyler. Ama elbette bu sima aslında Freyr’den başkası değildir.

 Bu sefer yazım biraz daha tarihi bilgi içerikli olduğu için ağır gelmiş olabilir ama bir kez daha okunursa bence akılda kalıcı şeyler bulabilirsiniz. Hatta güzel bir Wardruna parçası eşliğinde okursanız daha da akılda kalıcı olabilir... 



1Heimskringla: Snorri Sturluson (1179 – 1242) tarafından yazılan ve Norveç krallarının yaşam öykülerini anlatan saga türü destanın adıdır.
2 Ezoterik: İçe yönelik anlam/ileti, asıl olarak belirli kişilerin içselliği ile sınırlandırılmış felsefi öğretilerdir.

26 Ocak 2016 Salı

İskandinav Mitleri #4: Onur ve Adaletin Tanrısı TYR



Tyr, yazılış olarak İngilizce bir kelime olan "tear" ile benzerlik göstermektedir. Eski Nors dilinde Týr; Eski İngilizcede Tiw; Eski Almancada Ziu; Eski Cermen dilde Tiwaz (tanrı) şeklinde yazılmıştır. Kendisi Asgard'da yaşayan Aesir tanrılarından biridir. İsmi etimolojik olarak Hint-Avrupa kökenli Dyaus kökündendir ve Zeus ve Dionysos'la aynı kökten gelmektedir. "Tür" ya da "Tiyür" diye okunur. Simgesi yukarı doğru ok şeklindedir.

Tyr'ı nasıl tanıyabilirsiniz? Elbette "tek elli tanrı" ya da "kurdun bakıcısı" diyerek.

Odin'in oğlu, gökyüzü ve savaş tanrısıdır. Tanrıların en cesurudur. Haftanın ikinci günü olan Salı günü ismini Tyr'dan almıştır (Tirsdag). Cesareti ise kurt Fenrir'e göz kulak olmayı kabul etmesinden gelmektedir.



Snorri Sturluson, Nesir Edda adlı kitabında tanrı Tyr ile Hrodrsvitnir takma adıyla anılan kurt Fenrir'in karşı karşıya gelişini anlatmaktadır. Snorri, Tyr'ın "tanrıların en cesuru ve gözü pek savaşçıların koruyucusu" olduğunu söyler. Kurt Fenrir, dişi bir devin Loki'den olma canavar çocuklarından biridir. Tanrılar, kurdun, kardeşleriyle birlik olup günün birinde dünyanın sonunu getireceğine dair bir kehanet işitirler. Bu tehlikeyi önlemek için derhal harekete geçip kurdu henüz yavruyken yakalarlar. Ama kurdun bakımıyla ilgilenme cesaretini, tanrılardan sadece Tyr gösterir. Kurt henüz yavruyken her şey yolundadır ama tüm yavrular gibi o da bir gün büyüyecektir. Tanrılar kurdun büyümeye başladığını fark ettikleri zaman onu zincire vurmaya karar verirler. Önce kurdu kandırmaya çalışırlar... Zincire vurulmayı bir güç gösterisi gibi gösterip zincir ne kadar sıkı bağlanırsa onu kırabilmenin getireceği şan ve şöhretin de o denli büyük olacağını söyleyerek kurdu zincirlemeye ikna etmeyi başarırlar. Ama işler hiç de tanrıların düşündüğü şekilde gelişmez ve ne kadar sıkı bağlarlarsa bağlasınlar, kurt her seferinde zincirleri kırmayı başarır.

Tanrılar, hünerli zanaatçılar olarak bilinen cücelerden yardım istemek zorunda kalırlar. Cücelerden, sinsice dolaşan bir kedinin ayak sesi, bir kadının sakalı, bir dağın kökü, bir ayının çevikliği, bir balığın nefesi ve bir kuşun tükürüğünden oluşan -fiziksel olarak hiç bulunmayan ya da bulunması nadir olan- altı öğeyi kullanarak bir zincir yapmalarını isterler -ki böyle bir zincirin de mit olarak geçmesi çok normal-. Cüceler bu zinciri yapmayı kabul ederler. Tahmin edilebileceği üzere, bu öğeleri kullanarak son derece ince ama bir o kadar da sağlam bir zincir yapmayı başarırlar. Hazırlanan zinciri teslim alan Tanrılar hiç zaman kaybetmeden kurdun yanına giderler. Bir yandan bu yeni zinciri takmak için kurdu kandırmaya çalışırlarken diğer yandan da demir bir zinciri kolaylıkla kırabilen bir hayvanın, bunu da kolayca kırıp kıramayacağı hakkında kendi aralarında tartışmaya başlarlar. Kurt, böylesine ince bir zinciri kırmanın kendisine hiçbir şan şöhret getirmeyeceğini ve bu işin altında bir şeylerin döndüğünü fark eder ve zincire bağlanmayı reddeder. Fakat sonradan cesaretinden şüphe edileceğinden korkan kurt, zincir takılacağı sırada tanrılardan birinin iyi niyet göstergesi olarak bir elini onun ağzına sokması koşuluyla zincire vurulmaya razı olur. Tanrılar bu öneri karşısında şaşkınlık içinde birbirlerine bakarlar. Önce hiçbiri bu tehlikeli görevi üstlenmek istemez; ama en sonunda, tanrı Tyr elini kurdun ağzına sokmaya razı olur. Böylece tanrılar hileli zincirle kurdu zincire vurmayı başarırlar. Hileli zincirden kurtulmayı başaramayan kurt, can havliyle Tyr'ın elini ısırıp koparır. Bütün tanrılar bu olayın üzerine kahkahaya boğuldular, Tyr hariç.

Tanrılar, zincire vurdukları Fenrir'i götürüp bir kayaya bağlarlar. Bir daha kimseyi ısırmasın diye kurdun dişlerinin arasına bir kılıç yerleştirirler. Kayaya bağlanan kurt, par liggr hann til ragnarøkrs yani "dünyanın sonuna dek orada kalacak"tır.


İşin içinde Loki olmasa bile onun kanından biri olduğunda bile güzel bir sonuç oluşmuyor sanırım. İlerleyen zamanlarda Loki'nin hilelerinden, yalanlarından bahsettiğim bir yazı daha gelecek. TYR konseri öncesi böyle bir yazı paylaşmak istedim kimdir bu Tyr diye merak edenlere. Heh bir de "Nasıl telaffuz ediliyor la bu grubun ismi?" diyenler için yukarıda bunu da belirtmek istedim.



Zaman ayırdığınız için teşekkürler! ^^ 

25 Ocak 2016 Pazartesi

İskandinav Mitleri #3: Valhalla ve Bifrost


İskandinav mitolojisinin pek çok farklı diyara sahip olduğunu ve bu diyarların neler olduğunu önceki yazımda sizlerle paylaşmıştım. Bu yazımda çoğunluğun ilgisini çeken Asgard'a bağlı Bifrost'tan ve savaş alanlarında ölen kahramanların getirildiği Valhalla'dan bahsedeceğim.

Valhalla (Valhöll -  "val-HALL-uh" olarak telaffuz edilir.)

"Katledilmişlerin Salonu" anlamına gelir. Odin tarafından yönetilmektedir. Kim ki savaş alanında can verirse ölenlerin yarısı Valkyrie'ler tarafından Odin'in sarayı Valhalla'ya götürülürdü; diğer yarısı ise tanrıça Freya'nın köşkü Folkvangr'a gönderilirdi. Odin'in kadın savaşçıları onun Valkyrie'leridir ve ölümsüzlük karşılığında, savaşta hangi savaşçıların ölüp hangilerinin sağ kalacaklarına onlar karar verirlerdi. Valhalla'da düzenlenen her ziyafette masanın başına Odin oturur ve savaşçılar ile birlikte şarap içer, onlar ile birlikte yemekler yerdi. Aynı zamanda Odin'in Huginn (düşünce) ve Muninn (hafıza) isimli kuzgunları da bu masada onun omuzlarında otururdu.


Eski Nors şiirlerinde Valhalla kalkanlar ve mızraklar ile çevrili, kurtlar ve kartallar tarafından korunan bir yer olarak tasvir edilmektedir. Valhalla'nın giriş kapısının dışında Glasir adında altından bir ağaç bulunur. Bu ağaç ya da koru "tanrılar ve erkekler arasındaki en güzel" olarak tanımlanır. Çeşitli yaratıklar da Valhalla'nın çevresinde yaşamaktadır. Örneği erkek  Eikþyrnir ve keçi Heiðrún, bunlar Valhalla'nın üzerinde bulunan Læraðr ağacının yapraklarını yiyerek beslenirler.

Pek çok yazar Valhalla'nın Asgard'ın bir bölümü olduğunu söyler fakat Eski Nors araştırmacıları da böyle bir şeyin olmadığını söylerler. Peki Valhalla nerededir? Edebi kaynaklara bakılacak olursa Valhalla yeraltı dünyasının bir parçasıdır hatta Helheim'da olduğu söylenebilir. Helheim ve Valhalla arasındaki en kesin ayrımı Snorri Sturluson "Prose Edda" kitabında belirtmiştir. Snorri 13. yüzyıl Hıristiyan bilginlerinden biridir ve eski Nors bilgilerini derleyen isimler arasında en önemli kişilerden biridir. Onun yazdıklarına göre savaşta cesurca hayatını kaybedenler Valhalla'ya götürülürdü. Hastalık, yaşlılık gibi sebeplerden ölenler ise bir dahaki dirilişlerine kadar kendilerini Helheim'da bulur.



Bifrost: Gökkuşağı Köprüsü (Bifröst - "BEEF-roast" olarak telaffuz edilir.)

Eski Nors mitolojisinde Aesir tanrılarının yaşadığı Asgard diyarını biz insanların yaşadığı Midgard'a bağlayan gökkuşağı köprüsünün adıdır Bifrost. Heimdall tarafından korunmaktadır. Yüzlerce kilometre öteyi gece gündüz demeden bu köprü üzerinden gözetler. Kıyamet günü yani Ragnarök geldiği zaman devler Heimdall'ın gücünü etkisiz hale getirecek ve köprüyü geçerek tanrıları öldüreceklerdir. Aynı zamanda Ragnarök'ta Heimdall Gökkuşağı Köprüsü'nün önünde boynuzunu üfleyerek tanrıları savaşa çağıracaktır.

Etimolojik araştırmalara göre Bifrost kelimesi belirsiz bir kelimedir. Orijinali "Billröst" kelimesine benzetilmektedir, anlamı da "bir anda görünüp kaybolan gökkuşağı"dır. 13. yüzyılda yazılmış olan Poetic Edda'da bu ismiyle yani "billröst" ismi ile geçen köprünün adı Prose Edda'da "bifröst" olarak geçmektedir. Prose Edda'ya göre köprü Heimdall'ın sarayı Himinbjörg'da biter. Bilginler Gökkuşağı Köprüsü'nün bildiğimiz Samanyolu'nu temsil ettiğini düşünmektedirler. Pek çok bilginin dediğine göre Bifrost "parlayan yol", "cennete giden yol" gibi anlamlara da sahiptir. Poetic Edda'da köprünün ismi iki şiirde geçmektedir: Grímnismál ve Fáfnismál. Prose Edda'da da  Gylfaginning ve Skáldskaparmál isimli başlıkların içinde geçmektedir.

Vikingler korkak bir şekilde ölmektense savaşta cesur bir şekilde ölerek Valhalla'ya gitmek istemişlerdir. Onlar için Valhalla'ya gidebilmek adeta bir ödül anlamına gelmektedir. Odin ile karşılıklı içki içerek ziyafetin keyfini çıkaracaklarına inanırlar.

Bifrost'u ise Marvel filmlerinde pek çok defa görme imkanımız oldu. Asgard tanrıları Odin'in izni olduğu müddetçe Heimdall tarafından korunmakta olan köprüyü kullanarak Dünya'ya gidebilmektedirler. 

Her yazıya bir şarkı koyma linkimizde ise bu hafta Judas Priest dinliyoruz!