ragnarok etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ragnarok etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Kasım 2018 Pazar

İskandinav Mitleri #14: Voluspa (Kahinin Kehaneti)

Voluspa - Völuspá (Kahinin Kehaneti), Poetic Edda’nın ilk ve en bilindik şiiridir. İskandinav mitolojisi hakkında öğreneceklerimiz açısından da en önemli belgelerden biridir.
Voluspa hakkında bilinmesi gerekenler:
65 kısa kıtadan oluşan Voluspa başlangıçtan dünyanın sonuna kadar yaşanacak olaylardan, dünya tanrılarından ve canavarlardan bahsetmektedir. Şiir çoğunlukta pagan inanışlarına dayanılarak yazılmış olsa da araştırmacılara göre yazıldığı dönemde yayılmaya başlayan Hristiyanlık inancından da etkilendiği belirtilmiştir. Bu nedenle, Voluspa şiirinin günümüzdeki hali Hristiyan geleneğin izlerini de yansıtabilmektedir.

Voluspa şiiri, “kadın kâhin” anlamına gelen ve ismi bilinmeyen bir volva’nın kehanetlerinden oluşmaktadır. Bu şiirde Valfather adıyla anılan Odin, kadın kahinden insanoğlunun yaradılışını ve geleceğini kendisine anlatmasını ister ve bu konuda onu zorlar. Kadın evrenin ve ilk insanın nasıl yaratılacağından ve nasıl çoğalacağından bahseder. İnsanlık ve tanrılar kendi altın çağlarını yaşayacaklarını ve her şeyin mükemmel bir düzende ilerleyeceğini anlatır. Fakat anlatılarının ilerleyen bölümlerinde Odin’e, tanrıları ve insanlığı büyük bir kıyametin beklediğini söyler.

Ayrıca Voluspa, dünyanın sonu olacak Ragnarok’un aslında gerçek bir son olmadığını ve evrenin bir döngü içerisinde olduğunu anlatmaktadır. Voluspa şiirinde kadın kahinin gördüğü bu yeniden doğuş anı şöyle betimlemektedir:

Yeni bir dünyanın yükseldiğini görür kadın kahin,
Yine denizlerden ve bir kez daha yeşilliklerle kaplı olarak;
Kartalların gürüldeyen çağlayanların üzerinde uçtukları
Ve dağlardaki akıntılarda balık yakaladıkları.

Tüm olanların bir sonucu olarak, bir altın çağ yaşanacaktır. Tarlalar ekilmeden ürün verecek -ki bu her zaman insanoğlunun hayali olmuştur- ve bütün hastalıkların çaresi bulunacaktır.

Yazımın konusu olan Voluspa şiirinin tamamını İngilizce çevirisi ile bilikte orijinal dilinde okumak isteyenler buraya tıklayabilir.
Wardruna'dan Skald albümü öncesi sürpriz!
Vikings dizisi sayesinde çoğumuzun hayatına giren Wardruna grubunu bilirsiniz. Bilmiyorsanız da hemen size bilmeniz için bir neden söylüyorum: Bu yazıyı yazmamın asıl amacı Wardruna grubunun geçtiğimiz hafta Voluspa şiirinden aldığı çeşitli dizeler ile bestelemiş olduğu parçanın klibinin yayınlanmasıdır. Grubun ana solisti olan Einar Selvik’in solo olarak bestelediği şarkıda sırayla şiirin 1-3-57-45/47-44-59-64-65 numaralı dizeleri seslendirilmiştir. Seçilmiş olan dizeler özet olarak mitlerdeki yaradılış – kıyamet – yeniden doğuştan bahsediyor.
İlk olarak Kahin kadın tüm ulu tanrıların sessiz olmalarını ve anlatacaklarını dinlemesini ister. Valfather Odin’in isteği üzerine ilk insandan bahsetmeye başlar. Ymir’in ortaya çıkışına kadar toprak, deniz, gök kısacası hiçbir şeyin olmadığını ve toprakların kuru ve verimsiz olduğunu söyler. Arada belirtilmeyen dizelerde Ymir’in ölümüyle denizlerin, yeryüzünün ve gökyüzünün oluştuğundan ve Odin, Vili ve Ve kardeşlerin ilk insanlar Ask ve Embla’yı yarattıklarından; böylece insan soyunun nasıl çoğaldığından bahsedilir.

Şiirin 57. kıtasında artık gelecek olan kıyamet gününden bahsetmeye başlanır. Kahin kadın Odin’e güneşin yok olacağını ve yer yüzünün sular altında kalacağını; tüm evreni ateşler saracağını anlatır. Aile bağlarının zayıflayacağından ve kardeşlerin birbiri ile savaşacağından, birbirlerine ihanet edeceklerinden bahseder. Fakat yaşanacak olan bunca kıyametin ilerisini de gördüğünü ve aslında Ragnarok’un tanrıların zaferi olacağın söyler.

Yeni bir dünyanın ikinci kez yükseldiğini gördüğünü ve kartalların yeniden uçtuğunu, şelalelerin yeniden aktığını, insanların geçimlerini sağlayacaklarını söyler. Gimle’de güneşten daha güzel bir oda gördüğünü ve oraya güçlü bir liderin geleceğini, kuralları ile tüm evreni düzene sokacağından bahseder.




4 Ağustos 2016 Perşembe

Marvel Evreni ile İskandinav Mitleri Arasındaki Farklar

Mitoloji yazıları yazdığımdan şöyle bir yazıya da değinmem gerektiğini düşündüm: Marvel evreninde mitolojini işlenmesi ve bildiğimiz, okuduğumuz İskandinav mitleri arasındaki zıtlıklar.

Çizgi roman evrenine çok hakim değilim; hatta Marvel filmleri ile tanışmamın en büyük etkisi İskandinav mitolojisinden tanrıları kendi evreninde kullanmış olması diyebilirim. Fakat kullanırken en belirgin özellikleri bir kenara bırakmış ve tamamen kendisi yeni tanrılar yaratmış. Bu yazıyı da filmlerden yola çıkarak yazdım.

Marvel mitoloji vs Mitoloji kapışmasına başlıyoruz:

  • 1- Thor


Şimşek tanrısı, gök gürültüsü tanrısı yüce Thor! Thor, İskandinav mitlerinde iri yarı, kaslı, kırmızı sakallı ve uzun saçlı bir adam olarak tasvir edilmekteyken filmde sarışın, kaymak suratlı çok da olmasa normal karakterlere göre iri yarı sayılabilecek bir tanrı görüyoruz. Ayrıca kutsal eşyası olan Mjölnir adlı çekicini Marvel evrenindeki Thor çoğu zaman seyahat etmek için arada bir de şimşek çaktırmak için kullanıyor. Hatta bu çekici kendisine çağırırken giydiği sihirli eldivenleri olmadan. Şöyle bir gerçek var ki mitolojideki Thor'un Tanngrisnir ve Tanngnjóstr isimli iki tane keçisi vardır ve bu keçiler onun arabasını çekmektedir. Yani keçilerin çektiği araba ile seyahat edebilmektedir.


Thor'un Mjölnir'e kavuşmasını, yaşını doldurup kral olma vakti gelmesine bağlayan Marvel bence gerçek hikayeyi gösterebilirdi. Ya da çekiç hep onunla kalabilirdi. Biliyorsunuz ki çekiç kendisine babası Odin tarafından hediye edilmiştir. Çekicin hediye edilmesi hakkındaki bilgiye de şuradan ulaşabilirsiniz.
  •  2- Odin


Odin, bilindiği üzere tanrı topluluğu olan Aesir'in hükümdarı, diğer tanrıların ve herkesin babası, savaşçıların koruyucusu ve kumandanıdır.  Bu açıdan bir sıkıntı yok. Fakat  şöylesi bir durum var ki Odin, "Tek Gözlü Tanrı" olarak bilinmekte ve bunun sebebi ise sonsuz bilgeliğe kavuşabilmek için Mimir'e tek gözünü feda etmesidir.  2011 yılında vizyona giren ilk Thor filminde biz Odin'i iki gözlü olarak görüyoruz. İlerleyen sahnelerde ise buz devleri ile yapmış olduğu büyük savaşta almış olduğu darbeler sonucunda gözünü kaybettiğini ve bu yüzden tek gözü kapalı gezdiğini görüyoruz. Acınılası bir tanrı imajı kazandırılan Odin'in gözünü kaybetme hikayesinin keşke aslına sağdık kalarak anlatsalarmış. Ya da ne bileyim hiç savaşa girmeden tek gözü kapalı olarak gösterselermiş. Belki insanlar "Bu adamın niye tek gözü kapalı?" diye merak edip birkaç okuma yapardı. Sonra da şuradaki yazıya ulaşırdı.


Odin'in Huginn ve Muninn adında iki kuzgunu; Freki ve Geri adında iki tane kurdu; Gungnir adında bir mızrağı; Sleipnir adında da sekiz ayaklı atı vardır. Fakat filmde ne kuzgunları doğru düzgün görebiliyoruz, ne mızrağını kullandığını görebiliyoruz. Kurtlardan eser yok zaten. Thor'un ikinci filmi The Dark World'te bir ara bir kuzgun Odin'in yanına geliyor birkaç saniye durup kaçıp gidiyor. İskandinav mitlerini gram bilmeyen bir insan o kuzgunun gelmesini çok anlamsız bulabilir. Kuzgunları birkaç saniyede Odin'in Hlidskjalf adındaki tahtında oturduğu zaman görüyoruz. Tahtın her iki ucunda da minnacık iki kargacık olarak. Keşke o kuzgunların anlamını da izleyiciye gösterebilseydiniz demekten başka bir şey gelmiyor elimden. En azından savaş sahnesinde bir Sleipnir görseydik yahu.

  • 3- Sif


Uzun altın saçları ile tasvir edilen Sif, sırf bu tasviriyle "Altın Saçlı Tanrıça" olarak adlandırılmıştır. O saçların sayesinde tanrılar kutsal eşyalarına kavuşmuştur hatta. Fakat Thor filmlerinde ve çizgi romanlarında  altın saçlar yerine simsiyah saçlara sahip bir Sif görüyoruz. Hem de mitolojide Thor'un karısı olarak bilmemize rağmen çizgi roman evreninde resmen platonik aşığı ve savaş arkadaşı olarak gösteriyorlar. Çünkü koskoca gök gürültüsü tanrısı Thor bir Midgard'lıya aşık olmuş.
  • 4- Loki

Loki'nin aslında tanrı olmadığını bir dev olan Laufey ve Farbauti’nin oğlu olduğunu biliyoruz. Asgard tanrıları ile buz devlerinin arasındaki savaş sonrasında henüz bir bebekken ortada kalmış ve Odin onu evlatlık olarak yanına almıştır. Fakat filmde Loki'nin öz babasını Jotunheim'ın kralı olarak görüyoruz. İsmi ise Laufey. Laufey mitlerde geçtiği üzere Loki'nin annesinin ismiyken neden babasının ismini diye kullanmışlar anlamadım. 


  • 5- Heimdall

İskandinav mitolojisinde kendisi "tanrıların en beyazı" olarak bilinmektedir. Fakat filmde ve çizgi romanlarda gördüğümüz kadarı ile kendisi siyahi bir tanrı olarak betimlenmiştir. Marvel'ın saç ve ten renkleri ile alıp vermediği nedir bilmiyorum ama Sif sarışın değil, Thor kırmızı sakallı değil, Heimdall da tanrıların en beyazı değil... Ayrıca Heimdall dişleri altından olan bir tanrıdır sırf bu yüzden ona "Altın Diş" takma ismi bile verilmiş. Fakat filmde altın diş yerine altın zırh görüyoruz. Neyse en azından altın.


  • 6- Ragnarök

Her ne kadar pek çok zıtlık bulundursa da her iki evrenin aslında pek çok benzerliği de bulunmakta. İki taraf da Yggdrasil'in bir parçası olarak geçiyor, iki tarafında evrenleri Bifrost Köprüsü ile bağlı, iki tarafta da tanrıların yaşadığı yerler aynı gibi gibi...
Fakat söz konusu Ragnarök'a yani kıyamet gününe gelince yeniden bir farklılaşma görebiliriz gibime geliyor. Çünkü mitolojiye göre Ragnarök dünyanın sonuyken çizgi roman evreninde yaşanan olaylar sürekli dünyanın sonuna sürüklüyor bizi.  Dediğim gibi çizgi romanlarla aram olmadığından izlediğim filmler ve bazı okumalar sonucunda bu yazıyı yazdım. Üçüncü filmde neler olacağını hepimiz bekleyip göreceğiz. O gün geldiğinde Ragnarök karşılaştırması yapacağıma eminim.




İskandinav Mitleri #13: Ateş Devi Surtr

Daha önceki yazılarımda evrenin yaratılışı ve ardından oluşan Dokuz Diyar'dan bahsetmiştim. Surtr da evrenin yaratılışında büyük role sahip olan alevler diyarı Muspelheim'ın hükümdarı ve güneydeki ateş devlerinin başıdır.

İsmi Surt, Surtr, Surtur gibi pek çok şekilde telaffuz edilmektedir. Eski Nors dilinde ise adı "siyah" ya da "esmer" anlamı taşımaktadır. "Tanrıların Kaderi" olarak da anılmaktadır; ama buradaki 'kader' kelimesi ölümden daha fazla anlam taşımaktadır. Loki'nin de manevi babası olarak bilinmektedir.

İskandinav mitlerindeki inanca göre Surtr, Muspelheim'daki yoldaşlarını da yanına alıp Aesir ve Vanir tanrılarına karşı Ragnarök'ta savaşacaktır. Alevden yapılmış olan kılıcı ile kıyamet gününde ortaya çıkacak ve her şeyi bu kılıç ile yakacaktır. Ayrıca İskandinav mitlerinin en önemli tanrılarından biri olan Freyr'i de o öldürecektir. Fakat yarattığı alevler yüzünden kendisi de ölecektir. Bazı kaynaklara göreyse kıyamet gününde Surtr dünyayı alevlerle kaplayacak ve bir anda her şeyi yakıp kül edecektir.


  • Muspelheim'ın hükümdarı Surtr'un adı 1963 yılında İzlanda'da başlayan bir volkanik hareketlenme sonucu deniz tabanından yüzeye doğru çıkan küçük bir volkan adasına verilmiştir. Adaya "Surtr'un Adası" anlamına gelen "Surtsey" adı verilmiştir. 
  • Satürn gezegeninin doğal uydusu olan "Saturn XLVIII" uydusu da Surtur adını almıştır.
  • Jüpiter gezegenin uydusu (ayı) olan "Io"nun üzerinde bulunan bir volkana da Surt adı verilmiştir.


Yazı ile ilgili güncel bir haberi de belirtmek isterim:

Surtur, Marvel evrenine ait Thor çizgi romanlarında da adı geçen bir karakterdir. Ve bu karakterin kullanılması merakla beklediğimiz "Thor: Ragnarok" filmi için onaylandı.


Geçtiğimiz günlerde Marvel Studios'un SDCC'deki panelinde Thor: Ragnarok filmine ait bazı konsept çalışmalar yayınlandı. Ne yazık ki henüz biz onları göremiyoruz ama bu konsept çalışmaların içine alev devi Surtur da dahil edildi!

 Surtur, 1952 yılında çıkan Journey into Mystery #97 serisine Stan Lee ve Jack Kirby tarafından eklenmişti. Dokuz Diyarlar'dan birine hükmeden ve günü geldiğinde Asgard tanrılarından intikamını alacak bir iblis olarak çizgi romanlarda işlenmiştir.  Ayrıca tanrıların çöküşünü bize anlatan kıyamet gününde Asgard'ı mahvetmekte de başarılı olmuştur.

Film 3 Kasım 2017'de vizyona girecek.



Filmin de konusu olan ve İskandinav toplumunun 'kıyamet günü' olarak benimsediği Ragnarök hakkında ayrıntılı bilgi almak için ise sizi İskandinav Mitleri #6: Ragnarök adlı yazıma yönlendirmek isterim. :)

2 Ağustos 2016 Salı

İskandinav Mitleri #6: Ragnarök

Odin, Valkyrie'lerinin ve diğer seçkin savaşçılarının da içinde bulunduğu bir ordu kurmuştur. Bu ordu büyük bir felaketi önlemek için toplanmıştır. Bu felaket, kıyamet günü olan Ragnarök'tur.

Bu sözcük "ragna: tanrıların düzenleyici gücü" ve "rok: kader, kıyamet" kelimelerinin birleşiminden oluşmaktadır. Tam anlamı da "Tanrıların Kaderi"dir. Ancak "rok" sözcüğü alacakaranlık anlamındaki "rokkr" sözcüğü ile karışmış ve bu yüzden anlam "Tanrıların Alacakaranlığı" şeklini almıştır.

Ragnarök, tanrıların kaçınılmaz sonu olarak bilinmektedir hatta bu kıyamet savaşında hangi tanrıların öleceği önceden belirtilmiştir. Fakat tanrılar ne olursa olsun bu savaşa hazırlanmaya devam etmişlerdir. İskandinav tanrılarının yüceliği de bu kaçınılmaz sonu reddetlerinden gelmektedir.



Kıyamet günü İskandinav mitolojisinde şu şekilde anlatılmaktadır:

Dünyanın göreceği son çağ son derece ürkütücü olaylar ile başlayacaktır. İlk olarak "korkuç kış" anlamına gelen Fimbulvetr yaşanacak ve bu kış çok sert ve uzun geçecektir. Tek bir yaz mevsimi bile yaşanmadan ard arda üç kış birden yaşanacaktır. Nefret, kavga, gürültü gibi kötülükler dünyayı saracak, Nors kültürünün en önemli öğesi olan aile yapısı kırılacak, aile içindeki tartışmalar artacaktır. Böylece ahlaksal ilkeler çözülmeye başlayacak ve toplumsal bir yıkım yaşanacaktır.

Savaş baltalarının, kılıçların, kırılmış kalkanların konuşacağı,
Ve fırtınaların kopacağı, kurtların saldıracağı bir çağ başlayacak,
İnsanların çağı sona ermeden hemen önce.

İskadinav yazıtlarında geçen bu dizelerde Yahudi ve Hıristiyan mitlerindeki Şeytan'ın gelişi ile ilgili yazılar ile benzerlik göstermektedir.

Bu dönemde pek çok korkunç alametlerin de ortaya çıkacağı belirtilmektedir. Kurt sürüleri güneş ve ayı yemek için yarışacak; güneş ve ay onlardan kaçmak için gökyüzünün bir ucundan diğer ucuna kadar kaçıp saklanacak yer arayacaklardır:

“Birinci kurt, güneşi yutacak ve insanlar bunun büyük bir felaket olduğunu düşünecekler. İkinci kurt ise ayı yutacak ama bu ilki kadar büyük bir infial yaratmayacak. Yıldızlar gökten düşecek, yer yüzü sarsılacak, dağlar sağa sola savrulacak, bütün bağlar kopacak, zincirler kırılacak ve böylece kurt Fenrir serbest kalacak.“



Evrenin sonunu getirecek üç etken vardır. İlki Loki'nin çocuklarından biri olan Dünya Yılanı Jörmungandr'dır. Savaşçı olarak bilinen bu yılan denizin derinliklerinden kıvrılarak gelecek ve yarattığı dalgalar gelgitlere sebep olacaktır. Bu gelgitler Naglfar adındanki gemiyi yüzdürecektir. Naglfar gemisine "tırnak gemi" de denmektedir; bunun sebebi ise ölülerin tırnaklarının kesilerek yapılmış olmasıdır. Geminin içinde dev Hyrm ve Muspell bulunmaktadır. Loki ise geminin kontrolünü  üstlenmiştir. Ateş yaratığı Surt emrindeki ordu ile güneyden saldıracaktır. Bazı yazıtlarda Muspell'in oğullarının da bu ordu içinde savaşacakları belirtilmiştir. Fakat hepsinden de korkunç olan Loki'nin diğer bir çocuğu aç kurt Fenrir'in saldırmak için hazırda bekliyor olmasıdır.  Fenrir'in üst çenesi gökyüzüne, alt çenesi yeryüzüne değecek kadar büyüktür. Eski yazıtlarda Fenrir'in ağzı için "eğer dünyada yeterince yer olsaydı ağzını daha fazla açabilirdi" denmiştir.


Orduların ve yaratıkların yaklaştıklarını gören Heimdall Gjallarhorn'u üfleyerek tanrıları meclise çağırır. Odin diğer tanrılardan öneriler almak ister ama artık bunları düşünmek için çok geçtir. Freyr, Surt ile savaşır fakat silahı çok güçlü olmadığı için ona karşı yenilir ve ölür. Fenrir, devasa ağzını açarak Odin'i yutar. Babasının öldüğünü gören Vidar Fenrir'in kalbini bıçaklayarak onu öldürür ve böylece intikamını almış olur.

Bazı kaynaklarda farklı kapışmalarında olduğuna yer verilmiştir. Tazı Garmr ile tanrı Tyr savaşırlar ve bu savaş sonunda ikisi de ölmektedir. Bilinen en büyük düşmanlık Heimdall ve Loki arasındadır ve onların da birbirlerini katlettikleri belirtilmektedir. Bu olaylar üzerine ateş yaratığı Surt dünyayı alevlerle kaplar ve her şeyi bir anda yok eder.

Aslına bakarsanız Ragnarök "her şeyin sonu" anlamına gelmemektedir. Yok edilen dünya kötülüklerden arındırılarak yerine yepyeni bir dünyanın geleceğine inanılmıştır. Böylece yeni bir başlangıçtan söz edilebilecektir.

Erdemli, güzel bir hayatınız olduysa ferah ve temiz mekanlarda, yiyeceklerin ve içkilerin bol olduğu Brimir adında muhteşem manzarası olan bir yerde ya da altın salon Sindri'de yaşayacaksınızdır. Ancak tam tersi bir hayatınız olmuş ise yani verilen sözlerini tutmamış insanlar, katiller, hırsızlar hayatı kötülükler ile dolu insanlar "Ceset Kumsalları" anlamına gelen  Náströnd 'de yaşayacaklardır. Salonun kapıları kuzeye bakmaktadır ve duvarları iç içe geçmiş yılanlardan inşa edilmiştir. İçerisi yılanların zehirleri ile doludur.


Yeni bir dünyanın yükseldiğini görür kadın kahin,
Yine denizlerden ve bir kez daha yeşilliklerle kaplı olarak;
Kartalların gürüldeyen çağlayanların üzerinde uçtukları
Ve dağlardaki akıntılarda balık yakaladıkları.

Aesir yine buluşur Idavoll’da,
Ve konuşurlar Büyük Dünya Yılanı hakkında,
Ve anımsarlar verdikleri zor kararları,
Ve Büyük Tanrı’nın kendisine dair kadim gizemleri.

Tüm bu kötülüklerden sonra altın çağ yaşanacaktır. Tarlarar ekilmeden ürünler verecek ve hastalıkların, salgınların çaresi bulunacaktır. Hod tarafından öldürülen Baldr geri dönecek ve Ragnarök'ta ölen tanrıların çocukları miraslarını devralacaktır. Dünyayı yakıp kül eden o büyük yangından da iki insan sağ kurtulacak ve onlar da sabahları oluşan çiy damlaları ile hayatta kalacaklardır. İnsanoğlunun yeni anne ve babası olacaklar, her şey yeniden başlamış olacak...


Yazılanlara bakarsanız aslında tüm mitlerde ve dinlerdeki kıyamet anlatılarının birbirine benzer olduğunu fark edebilirsiniz. İyiler cennete kötüler cehenneme gidecektir, illa ki kurtulan bir dişi ve bir erkek olacaktır ve onlar yeni soylar yaratacaktır... 

TYR grubunun Ragnarok adlı şarkısı ise bu yazının hemen hemen özeti şeklinde... İyi dinlemeler.

26 Ocak 2016 Salı

İskandinav Mitleri #4: Onur ve Adaletin Tanrısı TYR



Tyr, yazılış olarak İngilizce bir kelime olan "tear" ile benzerlik göstermektedir. Eski Nors dilinde Týr; Eski İngilizcede Tiw; Eski Almancada Ziu; Eski Cermen dilde Tiwaz (tanrı) şeklinde yazılmıştır. Kendisi Asgard'da yaşayan Aesir tanrılarından biridir. İsmi etimolojik olarak Hint-Avrupa kökenli Dyaus kökündendir ve Zeus ve Dionysos'la aynı kökten gelmektedir. "Tür" ya da "Tiyür" diye okunur. Simgesi yukarı doğru ok şeklindedir.

Tyr'ı nasıl tanıyabilirsiniz? Elbette "tek elli tanrı" ya da "kurdun bakıcısı" diyerek.

Odin'in oğlu, gökyüzü ve savaş tanrısıdır. Tanrıların en cesurudur. Haftanın ikinci günü olan Salı günü ismini Tyr'dan almıştır (Tirsdag). Cesareti ise kurt Fenrir'e göz kulak olmayı kabul etmesinden gelmektedir.



Snorri Sturluson, Nesir Edda adlı kitabında tanrı Tyr ile Hrodrsvitnir takma adıyla anılan kurt Fenrir'in karşı karşıya gelişini anlatmaktadır. Snorri, Tyr'ın "tanrıların en cesuru ve gözü pek savaşçıların koruyucusu" olduğunu söyler. Kurt Fenrir, dişi bir devin Loki'den olma canavar çocuklarından biridir. Tanrılar, kurdun, kardeşleriyle birlik olup günün birinde dünyanın sonunu getireceğine dair bir kehanet işitirler. Bu tehlikeyi önlemek için derhal harekete geçip kurdu henüz yavruyken yakalarlar. Ama kurdun bakımıyla ilgilenme cesaretini, tanrılardan sadece Tyr gösterir. Kurt henüz yavruyken her şey yolundadır ama tüm yavrular gibi o da bir gün büyüyecektir. Tanrılar kurdun büyümeye başladığını fark ettikleri zaman onu zincire vurmaya karar verirler. Önce kurdu kandırmaya çalışırlar... Zincire vurulmayı bir güç gösterisi gibi gösterip zincir ne kadar sıkı bağlanırsa onu kırabilmenin getireceği şan ve şöhretin de o denli büyük olacağını söyleyerek kurdu zincirlemeye ikna etmeyi başarırlar. Ama işler hiç de tanrıların düşündüğü şekilde gelişmez ve ne kadar sıkı bağlarlarsa bağlasınlar, kurt her seferinde zincirleri kırmayı başarır.

Tanrılar, hünerli zanaatçılar olarak bilinen cücelerden yardım istemek zorunda kalırlar. Cücelerden, sinsice dolaşan bir kedinin ayak sesi, bir kadının sakalı, bir dağın kökü, bir ayının çevikliği, bir balığın nefesi ve bir kuşun tükürüğünden oluşan -fiziksel olarak hiç bulunmayan ya da bulunması nadir olan- altı öğeyi kullanarak bir zincir yapmalarını isterler -ki böyle bir zincirin de mit olarak geçmesi çok normal-. Cüceler bu zinciri yapmayı kabul ederler. Tahmin edilebileceği üzere, bu öğeleri kullanarak son derece ince ama bir o kadar da sağlam bir zincir yapmayı başarırlar. Hazırlanan zinciri teslim alan Tanrılar hiç zaman kaybetmeden kurdun yanına giderler. Bir yandan bu yeni zinciri takmak için kurdu kandırmaya çalışırlarken diğer yandan da demir bir zinciri kolaylıkla kırabilen bir hayvanın, bunu da kolayca kırıp kıramayacağı hakkında kendi aralarında tartışmaya başlarlar. Kurt, böylesine ince bir zinciri kırmanın kendisine hiçbir şan şöhret getirmeyeceğini ve bu işin altında bir şeylerin döndüğünü fark eder ve zincire bağlanmayı reddeder. Fakat sonradan cesaretinden şüphe edileceğinden korkan kurt, zincir takılacağı sırada tanrılardan birinin iyi niyet göstergesi olarak bir elini onun ağzına sokması koşuluyla zincire vurulmaya razı olur. Tanrılar bu öneri karşısında şaşkınlık içinde birbirlerine bakarlar. Önce hiçbiri bu tehlikeli görevi üstlenmek istemez; ama en sonunda, tanrı Tyr elini kurdun ağzına sokmaya razı olur. Böylece tanrılar hileli zincirle kurdu zincire vurmayı başarırlar. Hileli zincirden kurtulmayı başaramayan kurt, can havliyle Tyr'ın elini ısırıp koparır. Bütün tanrılar bu olayın üzerine kahkahaya boğuldular, Tyr hariç.

Tanrılar, zincire vurdukları Fenrir'i götürüp bir kayaya bağlarlar. Bir daha kimseyi ısırmasın diye kurdun dişlerinin arasına bir kılıç yerleştirirler. Kayaya bağlanan kurt, par liggr hann til ragnarøkrs yani "dünyanın sonuna dek orada kalacak"tır.


İşin içinde Loki olmasa bile onun kanından biri olduğunda bile güzel bir sonuç oluşmuyor sanırım. İlerleyen zamanlarda Loki'nin hilelerinden, yalanlarından bahsettiğim bir yazı daha gelecek. TYR konseri öncesi böyle bir yazı paylaşmak istedim kimdir bu Tyr diye merak edenlere. Heh bir de "Nasıl telaffuz ediliyor la bu grubun ismi?" diyenler için yukarıda bunu da belirtmek istedim.



Zaman ayırdığınız için teşekkürler! ^^ 

25 Ocak 2016 Pazartesi

İskandinav Mitleri #3: Valhalla ve Bifrost


İskandinav mitolojisinin pek çok farklı diyara sahip olduğunu ve bu diyarların neler olduğunu önceki yazımda sizlerle paylaşmıştım. Bu yazımda çoğunluğun ilgisini çeken Asgard'a bağlı Bifrost'tan ve savaş alanlarında ölen kahramanların getirildiği Valhalla'dan bahsedeceğim.

Valhalla (Valhöll -  "val-HALL-uh" olarak telaffuz edilir.)

"Katledilmişlerin Salonu" anlamına gelir. Odin tarafından yönetilmektedir. Kim ki savaş alanında can verirse ölenlerin yarısı Valkyrie'ler tarafından Odin'in sarayı Valhalla'ya götürülürdü; diğer yarısı ise tanrıça Freya'nın köşkü Folkvangr'a gönderilirdi. Odin'in kadın savaşçıları onun Valkyrie'leridir ve ölümsüzlük karşılığında, savaşta hangi savaşçıların ölüp hangilerinin sağ kalacaklarına onlar karar verirlerdi. Valhalla'da düzenlenen her ziyafette masanın başına Odin oturur ve savaşçılar ile birlikte şarap içer, onlar ile birlikte yemekler yerdi. Aynı zamanda Odin'in Huginn (düşünce) ve Muninn (hafıza) isimli kuzgunları da bu masada onun omuzlarında otururdu.


Eski Nors şiirlerinde Valhalla kalkanlar ve mızraklar ile çevrili, kurtlar ve kartallar tarafından korunan bir yer olarak tasvir edilmektedir. Valhalla'nın giriş kapısının dışında Glasir adında altından bir ağaç bulunur. Bu ağaç ya da koru "tanrılar ve erkekler arasındaki en güzel" olarak tanımlanır. Çeşitli yaratıklar da Valhalla'nın çevresinde yaşamaktadır. Örneği erkek  Eikþyrnir ve keçi Heiðrún, bunlar Valhalla'nın üzerinde bulunan Læraðr ağacının yapraklarını yiyerek beslenirler.

Pek çok yazar Valhalla'nın Asgard'ın bir bölümü olduğunu söyler fakat Eski Nors araştırmacıları da böyle bir şeyin olmadığını söylerler. Peki Valhalla nerededir? Edebi kaynaklara bakılacak olursa Valhalla yeraltı dünyasının bir parçasıdır hatta Helheim'da olduğu söylenebilir. Helheim ve Valhalla arasındaki en kesin ayrımı Snorri Sturluson "Prose Edda" kitabında belirtmiştir. Snorri 13. yüzyıl Hıristiyan bilginlerinden biridir ve eski Nors bilgilerini derleyen isimler arasında en önemli kişilerden biridir. Onun yazdıklarına göre savaşta cesurca hayatını kaybedenler Valhalla'ya götürülürdü. Hastalık, yaşlılık gibi sebeplerden ölenler ise bir dahaki dirilişlerine kadar kendilerini Helheim'da bulur.



Bifrost: Gökkuşağı Köprüsü (Bifröst - "BEEF-roast" olarak telaffuz edilir.)

Eski Nors mitolojisinde Aesir tanrılarının yaşadığı Asgard diyarını biz insanların yaşadığı Midgard'a bağlayan gökkuşağı köprüsünün adıdır Bifrost. Heimdall tarafından korunmaktadır. Yüzlerce kilometre öteyi gece gündüz demeden bu köprü üzerinden gözetler. Kıyamet günü yani Ragnarök geldiği zaman devler Heimdall'ın gücünü etkisiz hale getirecek ve köprüyü geçerek tanrıları öldüreceklerdir. Aynı zamanda Ragnarök'ta Heimdall Gökkuşağı Köprüsü'nün önünde boynuzunu üfleyerek tanrıları savaşa çağıracaktır.

Etimolojik araştırmalara göre Bifrost kelimesi belirsiz bir kelimedir. Orijinali "Billröst" kelimesine benzetilmektedir, anlamı da "bir anda görünüp kaybolan gökkuşağı"dır. 13. yüzyılda yazılmış olan Poetic Edda'da bu ismiyle yani "billröst" ismi ile geçen köprünün adı Prose Edda'da "bifröst" olarak geçmektedir. Prose Edda'ya göre köprü Heimdall'ın sarayı Himinbjörg'da biter. Bilginler Gökkuşağı Köprüsü'nün bildiğimiz Samanyolu'nu temsil ettiğini düşünmektedirler. Pek çok bilginin dediğine göre Bifrost "parlayan yol", "cennete giden yol" gibi anlamlara da sahiptir. Poetic Edda'da köprünün ismi iki şiirde geçmektedir: Grímnismál ve Fáfnismál. Prose Edda'da da  Gylfaginning ve Skáldskaparmál isimli başlıkların içinde geçmektedir.

Vikingler korkak bir şekilde ölmektense savaşta cesur bir şekilde ölerek Valhalla'ya gitmek istemişlerdir. Onlar için Valhalla'ya gidebilmek adeta bir ödül anlamına gelmektedir. Odin ile karşılıklı içki içerek ziyafetin keyfini çıkaracaklarına inanırlar.

Bifrost'u ise Marvel filmlerinde pek çok defa görme imkanımız oldu. Asgard tanrıları Odin'in izni olduğu müddetçe Heimdall tarafından korunmakta olan köprüyü kullanarak Dünya'ya gidebilmektedirler. 

Her yazıya bir şarkı koyma linkimizde ise bu hafta Judas Priest dinliyoruz!